24 Aralık 2017 Pazar

Dorian Gray'in Portresi

Yazıldığı dönemde, ahlaki endişeler yüzünden oldukça eleştiri almış ve yankı uyandırmış; Oscar Wilde'ın "Roman yazamazsın" iddialarına karşı yazdığı kitabı "Dorian Gray'in Portresi".




Gençliği ve yakışıklılığıyla çevresindekileri büyüleyen Dorian Gray'in, hep genç kalma isteğine karşı; dileğinin gerçek olması ve ressam Basil'in onun için çizdiği portresinin onun yerine yaşlandığını fark etmesiyle olay zinciri başlıyor. Hedonist olarak adlandırılabilecek Dorian, içinde gittikçe kötüleşen ruhunun yansımasını gittikçe çirkinleşen portrede görüyor. Portrenin çirkinleşmesini izleyen Dorian kendiyle yüzleşirken, insan da kendini sorgulamaya başlıyor. Çok basitmiş gibi duran bu romanın sarsıcı yanı işte bu. Hoşuma giden bazı kısımları alıntıladım:


"Kişinin kendi kendini suçlaması doyum verici bir lükstür. Kendimizi suçladığımız zaman başka hiç kimsenin bizi suçlamaya hakkı yokmuş gibi gelir."

"Öte yandan kişinin soy yolundan ataları olduğu gibi, edebiyat dünyasında da ataları vardı ki, bunlar tip ve huy yönünden insana ötekilerden daha yakın oluyor, insan onların etkisini daha kesin fark ediyordu. Kimi zaman Dorian'a insanlık tarihinin tümü onun yaşam öyküsünden ibaretmiş gibi geliyordu: durum ve eylemleriyle, yaşadığı gibi değil de imgeleminin onun için yarattığı gibi, beyninde, tutkularında canlandırdığı gibi. Dünya sahnesinden gelip geçmiş olan o değişik, müthiş kişilerin hepsini tanımış gibi geliyordu; günahı böylesine şahane, kötülüğü böylesine gizemli kılan o kişiler."


Kendi içinize bir yolculuk yapmak istiyorsanız şu aralar, beklemeden okumanız gereken kitaplardan birisi "Dorian Gray'in Portresi" kesinlikle.

Hiç yorum yok: