2 Nisan 2016 Cumartesi

Akıl Defteri (Memento)

Nasılsınız ahali? Ben bu yazıyı yazmak için kendimi haftalardır bilgisayar başına geçmeye ikna ediyorum dersem, nasıl bir yorgunluk içinde olduğumu anlarsınız bence. Kendimi ikna ettim etmesine de, şöyle güzelce bol fotoğraflı bir gezi yazısı hazırlayamadım. Belki yarın Belgrad'a bir giriş yapabileceğim. Şimdilik izlemelere doyamadığım Memento ile idare ediverin.



Hikayenin basit özeti "sürekli yaşadıklarını unutan bir adam".  Bu adam, maksimum 15 dakika öncesini hatırlayabiliyorken, o haliyle karısını öldüren adamın peşine düşüyor oysa filmin sonunda olayın bambaşka olduğunu görüyoruz. Baştan itibaren verilen mesaj bu ama tersten gittiği için en son anlaşılıyor. O yüzden birkaç kere izlenince oturan filmler kategorisine giren efsaneler arasındadır benim için. Bugünlerde düşüncelerim hep geçmiş üzerine; yıllar yıllar önce yaptığım şeylerin şu aralar iyi veya kötü bir şekilde karşılık buluyor olması, bir şekilde hatırlanıyor ve şuandaki hayatımı şekillendiriyor olması beni biraz Leonard gibi hissettiriyor. Tabii bu öyküdeki gibi değil de, "karma has no deadline" dedikleri hadise bu yani bence. Bizler, zaman çizgisinin bir noktasında duruyor ve kendi etrafımızda dairecikler çiziyoruz; hepsi birbiriyle bağlantılı, bu şekilde minik adımlar atabiliyoruz. Hayat o yüzden bu kadar durağan ve bir o kadar bağlantılı. Bundandır ki her hatıramızın yükünü ruhlarımızda taşıyor; bundandır ki yoruluyoruz. Peki ya hatıralarımızın gerçek oluşundan emin miyiz? Memento'nun bir yerinde der ki:


''Hatıralar bir odanın, bir arabanın şeklini değiştirebilir, hatıralar çarpıtılabilir.''


Sizce?

Hiç yorum yok: