8 Aralık 2015 Salı

Groundhog Day & Erk Nedir?

Bu yazıya; gazetelere, haberlere, tekziplere ve bilimum kınama hatta hakaret yazısına onlarca kez konu olmuş 4. TMMOB Kadın Kurultayı'nı anlatmak üzere başladım. Fakat anlatamadım. Sonra her zamanki çizgimden gitmek üzere uzun süredir size aktaramadığım "Groundhog Day" filmini anlatmak için klavyeye geçmemle bingo! Bir anda zihnimdeki meşhur ampul yandı: Bizlerin hayatı birer "Groundhog Day" değil de neydi?



Ne demek istediğimi aktarabilmek için önce filmden bahsetmeliyim. Phil Connors, 1 şubatta işi gereği her yıl gittiği gibi "Groundhog Day" adında sıkıcı bir festivale sunuculuk yapmak için gider. Sunumunu yapar, otele döner ve ertesi gün kendi şehirlerine dönemeyip 1 gece daha kalmaya karar verirler. Sabah uyanır; günlerden yine 2 şubattır. Ertesi sabah uyanır yine 2 şubat... 2 şubat... 2 şubatta yaşanılan şeyler hiç durmadan kendini tekrar eder eder durur.

Pekala, ülkesinin durumundan ve yok sayılmaktan bıkmış; kendini böylesine eril bir meslek alanında ispatlamaya çalışan kadın mühendis, mimar, şehir plancılarının Phil'den farkı neydi? Şantiyede, fabrikada yaşadıkları sorunları bir de meslek örgütleri TMMOB'de yaşamalarının Groundhog Day'den arta kalır yanı var mıydı? Bıktıkları o yok sayılmaya karşı çıkıp mücadele ettikleri odalarında aynı tavrı görmeleri; bu tavrı da kurultayda protesto ettikleri için yedikleri "hain, provokatör" gibi damgaların her gün gazetelerde gördükleri "çapulcu, 3-5 ayyaş" laflarından ayırt edebilir miydik? Erk'in en sevdiği şeylerden biri olan sayısal çoğunluğu vurgulayan "bir avuç kadın"ın eylemi, artık 3 şubata uyanmak isteyen kadınların bir çığlığı olarak görülemez miydi? Görülmeliydi. Fakat görülmedi.

Phil, her gün aynı olayları yaşayarak yılgınlığını bir kenara attı ve mücadelesine devam etti. Denedi, yenildi, denedi, yine yenildi... Ama asla vazgeçmedi. Hadi bu seferlik filmin sonunu söyleyeyim: en sonunda 3 şubata uyanmayı başardı. Kadın olmak; doğuştan sahip olduğun XX kromozomlarıyla tamamlanan bir olgu değildir. Eğer bunu aşabildiysen, erk'in "erkek olmak "olmadığını görmen gerekir. Başkan, protokol, kürsü, merkezi yönetim gibi her türlü bürokratik unsurun birer erk göstergesi olduğunu anlaman ve bunu eleştirmen gerekir. Yoksa ömrün boyunca "bıyıklı kadın" olmaktan, yönetiliyor olmaktan kurtulamazsın. Kurtulmuş kadınları da "Senin amcan dayın yok mu?" şeklinde eleştirmekten öteye gidemezsin. Erk; gücünü kaybetmemek için bir durup düşünmek yerine sahip olduğu tüm gücü seni yerin dibine sokmak için uğraşır durur. Ya kabullenir halkanın bir parçası olursun ya da 3 şubatı görebilmek için mücadele edersin.

2 yorum:

Yüksel Arslan dedi ki...

temelde şöyle bir sorun var; erkek, karşısında bir kadın olduğu sürece, erkekliğini hep hissettirmek ister,, hissettirmek ister, çünkü bu şekilde erkekliğini daha çok hisseder.. kadın da aynı şekilde bir erkeğin karşısında kadınlığını hissettirmek ister.. bu istençler güdüseldir.. erkeklik ve kadınlık temelde belli yapıtaşlarına sahipler,tıpkı bahsettiğiniz kromozomlar gibi.. ama kültür aşısı yapılmış, farklı gelenekler, öğretilerle bu cinsiyetler yeniden tanımlanmış, kodlanmış.. özünde ne olduğunu bilmeyen insanların, erkekliği ve kadınlığı başkalarından görüp tanıması.. dileyen buna zehir desin, dileyen bozulmuşluk.. ama bu hale gelmek binlerce onbinlerce yıllık bir işlem.. uzun soluklu bir tedaviyi gerektiriyor, evet sonuç cümlesine aynen (hem erkekler hem kadınlar adına) katılıyorum; mücadeleye devam..

francesca mckennitt dedi ki...

Merhaba Yuksel Bey; kadınlık yahut erkeklik tamamen cinsiyet - cinsellik - iliski temelli oldugu surece sorun teskil etmiyor aslında, ancak kadınlık ya da erkeklik gunluk yasamdaki tavırlarımızda is hayatımızda ya da ozel yasamımızdaki farklı seylere yuklendiginde sorun yasamaya baslıyoruz... Dediginiz gibi, uzun soluklu bir tedaviyi gerektiriyor.