8 Şubat 2015 Pazar

Le Château de Versailles

Mevsimden mütevellit, normalde de anca ucundan görebildiğimiz yeşilliğe hasret kaldığımız şu günlerde güzel bir bahçe paylaşarak içinizi açayım istedim. Yalnızca yeşillik değil her türlü estetiğin tavan yaptığı alanlardan biridir benim için Versailles. Her ne kadar Paris'ten Verisailles'a varana kadar 3 kere yanlış trene binmiş olsam, o yanlış trenlerden birinde kontrolör tarafından 30 euro ceza yemiş olsam(turistim, Fransızca bilmem filan hiç dinlemedi insafsız) varana kadar akşamı etmiş olsam ve gecenin karanlığında ormanın ortasında bir başıma kalmış olsam da hala güzel anabiliyorum kendisini.


Saraya giden yolun olduğu semt oldukça düzenli,Versailles, Paris'e 1.5 saat kadar uzaklıkta; nispeten daha küçük bir ilmiş. O düzenli ve Paris'e yakın hali hoşuma gitti, bizim Çorlu gibi düşünebiliriz. Yollarda bol bol parfüm reklamı var; malum parfümün icat edildiği yer.



Daha girişteki ihtişam, ilerisi hakkında bilgi veriyor. Üstteki fotoğrafı büyütürseniz, "güneş kral" motiflerini göreceksiniz. Her yerde minik minik detaylar var.


Sarayı görünce Fransız Devrimi'nin neden yapıldığını anlıyor insan, yanından geçip de bahçeye ulaşana kadar canım çıktı; yürü yürü bitmiyor. Şanssızlığıma sarayın kapalı olduğu gün gitmişim, o yüzden sadece bahçeyi gezebildim. Aşağıdaki bahçenin planı, her kare şeklindeki alanın ayrı bir stili var.


Nispeten yüksek bir alana geldiğimizde etrafı seyre dalıyorum, safi orman! O görüntü karşısında ne hissettiğimi hiç unutamam, devasa doğal ağaçların ortasında yapay dev bir bahçe ve sonsuzluk hissi...




Ağzım açık bakına bakına yürürken Marie Antoinette'ın yaşadığı yeri de görmeden gitmeyeyim diyorum. Ammavelakin, tabelalı ve medeniyetin olduğu yerlerde bile yönümü bulamazken, bir ormanda yolumu bulmak benim için ne kadar zor; tahmin edin. Bulayım derken akşam olmaya başlıyor ve ben aşağıdaki yapıyla karşılaşınca şok oluyorum. Şu evde yaşarken mi "ekmek yoksa pasta yesinler" dedin, peh!


Böyle söylene söylene giderken hava iyice kararıyor, sağa git sola git bir türlü çıkışı bulamıyorum. Artık ağlamaklı vaziyette ormanın ortasında dolanıyorum. Derken bir kapı görünce gözlerim parlıyor, resmen koşa koşa çıkıyorum dışarı. Yürürken yürürken şehrin öteki tarafına geçmişim! Ta tren istasyonuna kadar yürümek durumunda kalıyorum. 

Tavsiyelerim; hangi trene bindiğinize dikkat edin. Sabah erkenden gelin ki sarayın içini de gezebilesiniz. Benim gibi kaybolma ihtimalinize karşı da su ve yemek bulundurun :)



Hiç yorum yok: