19 Temmuz 2014 Cumartesi

Dedemin İnsanları’ndan Ziyade Dünya’nın İnsanları

Dikkat, bu yazı bol bol spoiler içerir!

Bu sabah, bir cumartesiye uyandığımı fark etmeyerek yataktan fırladım geç kalma korkusuyla. Servis saati 15 dakika geçmişti, minibüse muhtaç kalmıştım ki 1 saatlik gecikme 1 saatlik iş kaybından mütevellit  1 saatlik Genel Müdür azarına dönüşebilir.

Sonra cumartesi olduğunu anımsadım,  nasıl insanlara dönüştüğümüzü düşünüp güldüğümü inkar edemem.  Evden çıkmaya mecalim yoktu 14-15 saati bulan cuma mesaisinden ötürü; Dedemin İnsanları’nı izledim.

Tam da bu zamanlarda, Filistin’e İsrail “hükümetinin” uyguladığı zulmü, tüm Yahudileri öldürmeyle çözebileceğimizin düşünüldüğü zamanlarda cuk oturan bir filmmiş Dedemin İnsanları,  geç fark ettim. Elmayla armudu karıştırmayı bırakın ezip de birbirinin içinde erittiğimiz günlerdeyiz. Dünyanın pek çok yöresinde yaşayan ve savaş karşıtı Yahudi dururken, hükümeti oluşturan bir avuç  insanın sapıkça insan öldürüşünü kınamak adına Hitler’i savunan sözler havalarda uçuşuyor, twitter’da #Kahrolsunİsrailoğulları diye tagler listelerin tepesine oturuyor. Bir yandan tüketimin ve insanın çalışma sınırlarını zorlayarak üretimin dibine vurmuşken, nefreti körükleyerek olayları çözebileceğimizi zannediyoruz. İşte böyle bir dünyada yaşamayı reddetmişti filmin Dedesi, kendi deyimiyle “Ölümü göze alacak kadar sevdiğimiz bu deniz”in sularına gömülüp… Böyle bir dünyanın insanlarına seslenmişti Yunanlılar, “Her şey politik, bizler kardeşiz hükümetler  düşman” diye. İşte ben de bir hafta sonra iki ülkeyi ayıran bu denizin tam ortasında bunları düşüneceğim muhtemelen. “Deniz, kum, güneş…” cümleleriyle tenleri bir ton daha koyulaştırmanın derdindeyken insanlar, “Acaba empati kurmayı nasıl öğreneceğiz, nasıl öğreteceğiz?”in derdine düşeceğim. Dünyanın yükü ağır, insanları çok hafif. Hiçbir şey düşünmeyecek kadar hafif. Biraz düşünmeye başladığın zaman, sanki o ağırlık omuzlarından ayaklarına kadar yerlere çekiyor seni.



Yazım belki yine karmakarışık, beynimden biraz hallice. Gelibolu’da bir teyze vardı, “Düşün düşün çıldırır insan” derdi hep. Bu dünyada yaşamayı reddemeyecek kadar korkak ama değiştirmeye çalışacak kadar cesur olan insancıklar olarak çıldırmayacağımız günler dilerim.

2 yorum:

CEREN DEREN dedi ki...

Bu filmi çenemden süzülen yaşlarla izlemiştim.İnanır mısın haberleri açamıyorum artık o denli çaresiz ve üzgünüm.Neden insanlar bir türlü akıllanmıyorlar ? :/

francesca mckennitt dedi ki...

Ben de aynı durumdayım ve bir nevi çıkmazdayım Mary :(