28 Nisan 2014 Pazartesi

Efes Antik Kenti

Gidişimin üzerinden yaklaşık 1 sene geçtikten sonra Efes'i kaleme almak suretiyle yeni yeni rekorlara imza atıyorum. İş tempom böyle giderse bu rekorları da aşacakmışım gibi duruyor; zira bir şeyler yapmaya enerji bulmak yazmaya vakit bulmaya nispeten daha kolay geliyor.



Annemlerle yanından geçtikçe içimin geçtiği, büyük kısmının dışarıdan görünmesi sebebiyle çoğu aile gibi bizimkilerin de "yaa gözüküyor işte girip napcan" engellemeleriyle senelerce içine giremediğim Efes Antik Kenti'ni nihayet arkadaşlarla yapılan tabir-i caizse "road trip" ile görebildim. Vaktin tam da öğlen olması-kentin yerinin tam anlamıyla dağ başı olması ve temmuz ayında olmamız; ailemden yediğim lafların yaklaşık 15 katını arkadaşlarımdan yememe sebep olsa da değdi mi, değdi! Bu zamana kadar ayakta kalmış en büyük antik kentlerden biri olan Efes, sadece bu özelliğiyle bile binlerce yıl önceki önemini koruyor bence.


Antik Kent deyince akla hemen Antik Tiyatro gelse de, Efes'te Antik Tiyatro çok ekstrem bir durum değil zira Tapınakları, Hamamları başta çoğu önemli yapısı ayakta kalmış, tabii ayakta kalmak derken illa dört duvarı ayakta kalacak diye bir kaide yok; bakınız Hadrian Tapınağı'ndan arda kalanlar:





Sizce şu ortamda hava 45-46 dereceymiş, kafamıza güneş geçmiş umrumda olur mu yani? Hele ki "8bin sene önce kimbilir kimler benimle aynı taşlara dokundu" diye duygulanırken karşıma çıkan Celsus kütüphanesi bonus oldu, içinden çıkmak istemedim:




İstemedim istememesine ama tabii eninde sonunda bize ayrılan sürenin sonuna geldik. Bir kere daha "Birkaç bin sene önce buralarda dünyaya gelsem ne olurdu sanki" diye düşünmeden edemedim. Şu kedinin yerinde olup hep burada kalma isteğimi içime ata ata, ayaklarımı sürüye sürüye bir sonraki antik kent macerasına kadar hiç sevmediğim 21. yüzyıla geri dönmek zorunda kaldım...


2 yorum:

CEREN DEREN dedi ki...

Ne güzel oldu fotolar..uzun yıllar önce gidip gezmiştim .

francesca mckennitt dedi ki...

Sevindim beğenmenize :)