14 Aralık 2013 Cumartesi

Bir Adam Bir Kadın

O tanıdık sokaklar yine boğmaya başlamıştı. Bol tanıdıklı bir cafeye oturdu bol tanıdıklardan bunalacağını bilerek. “Aaa sen X’le tanışıyor muydun canım?” cümleleri daha ilk dakikalarda tesirini gösterdi; tanıdık insanlara tanıdık iç üşümesi eklenmişti.
Sıkıntılı anlarında halihazırda düşük olan tansiyonu 3-6 civarına düşerdi. Ee haliyle gelsin üşümeler, titremeler… Can havliyle attı kendini bir masaya, hayret ki masadakiler “tanımadık”lardandı. Yeni yeni dolmaya başlayan kütüphane, bol kahkahalı insanlar, somurtan insanlar, yorgun insanlar… Herkes kendi dünyasında yaşıyordu. Onun dünyasında ne yaşadığı bilinmiyordu. Bir sesle irkildi:
-Ne içersin?
Nasıl derinlere daldıysa, herkesin gidip bir tek O’nun kaldığını fark etmemişti. Duyduğu ses, gördüğü gözlere hipnotize etti birden. Bakakaldı.
-Ne içersin?
Sakin bakan gözlerde beliren soru işaretlerinden ayırabildi gözlerini.
-Üzülme. Lütfen. Her neye üzülüyorsan değmez inan bana. Değmeyecek. Sana ne almamı istersin?
Refleks olarak ağzından çıkan “Latte” sözcüğüne kendi de şaşırdı. Gitti, geldi o ses. Şefkatli, düşünceli, güçlü ve derinden...
“Şeker kullanıyor musun bilemedim” dedi. “İkimiz için bu kadar yeter herhalde” deyip elindeki şekerleri koydu masaya şefkatli  ses. “Teşekkürler” diyemedi cılız ses. En iyi yaptığı işi yaptı; gülümsedi.
Masanın fazlalıkları geri gelmişti, cılız ses iç dünyasına geri dönmüştü. Güçlü ses, trajedilerden bahsediyordu; hayatını trajedilerden ibaret gören bir kadının yanında oturduğunu bilmeyerek. Cihangir merdivenlerinden bisikletle nasıl uçtuğunu anlatıyordu, bisikletlilere duyduğu hayranlığı bilmeyerek. Çantasından “Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği”ni çıkarıyordu, yanında bir Kundera hayranı olduğunu bilmeyerek. Tesadüflere dayanamayan kadın ayağa kalktı; kendini lavaboya attı. Kıpkırmızı olmuş yüzünü yıkadı, sakinleşmeye çalıştı. İç dünyasının ortasına dalan bu adamın “çok fazla” olduğunu biliyordu, hınçla kapıyı açtı.
Adam karşısındaydı.
Kadının artık öğrendiği “güçlü ses”i çıkarmak üzere ağzını açtı. Oysa kadın gülümsedi ve arkasını döndü. Adamın ağzı açık o şaşkın halinin, havaya kalkmış “dur!” diyen elinin cama yansıması bile durduramadı onu. Çünkü kadın artık biliyordu; tamamlanan hikayeler mutsuz sonla biterdi. Bir hikayenin tamamlanmasına izin vermezseniz O’nu hep güzel hatırlarsınız. Güçlü ses, kötü hatırlanmayacak kadar güzeldi.
Hızlı adımlarla çıktı cafeden. O adamı bir daha hiç görmedi. Adam da gecelerini uyumaya çalışmakla geçiren bir kadının ilk defa huzurla uyumasını sağladığını öğrenemedi. Moda sokaklarını gözleri dolmadan arşınlamasını ona borçlu olduğunu bilemedi. Belki hiçbir zaman bilemeyecek. Çünkü hikaye tamamlanırsa mutsuz olur kadın.
 
 
 
 

Hiç yorum yok: