19 Eylül 2012 Çarşamba

Miletos Antik Kenti

Bir döndüm pir döndüm, bol fotoğraflı bir yazıyla karşınızdayım. Bilmiyorum kaç senedir Miletos'e gitmek isteyip de gidemiyorum. Bu sefer gözümü kararttım gittim, üstelik 3-4 saat de dolaştım. Üstüne bir de Milet Müzesi'ni gezdim ki değmeyin keyfime! (Keyif anlayışı değişken bir kavram işte)




Tiyatronun gişe koltukları olabilir mi dersiniz :)

Miletos'in benim için başka bir önemi, ŞU yazımda bahsettiğim Miletos'li Aspasia'nın orada doğup yaşamış olması. Kimisi kendisinin bilimle alakadar bir insan olduğunu yazarken, kimileri de fahişe olduğunu iddia ediyor. Yaşamından 2500 sene sonra hangisinin doğru olduğunu bilemiyoruz ama başarılı kadınlara -hala- böyle iftiralar atıldığı da bilinen bir gerçek. O yüzden ben kendimce 1. iddiayı doğru kabul ediyorum. 



Ayrıca ünlü matematikçi Thales başta olmak üzere pek çok bilimadamı yetiştirmiş bir kent burası. Sırf benim için değil dünya mirası için de önemli yani. Bundandır ki pek çok eser Louvre gibi müzelere kaçırılmış. Ona rağmen hala bir sürü "fazla taş" var. Ne demekse artık. Buyrunuz amfi tiyatronun altında kaçak olarak girdiğimiz -araştırmacı gazeteci ruhum iş başında" geçitlerde bulduğum depolar:

Sözkonusu geçit

Bakımlı depolar (!)

Miletos iki ana bölümden oluşuyor. Bir bu amfi tiyatronun olduğu bölüm, bir de Kalenin olduğu kısım. Arada oldukça mesafe var, ağaçların taşların arasından kendinize yol bulup anca ilerliyorsunuz.  Eskiden Miletos bir liman kentiymiş ve hala yosunumsu kalıntılar var, zemin tamamen kum. Büyük Menderes'in doldurması yüzünden 10 km kadar geride kalmış. Bir zamanlar deniz olan bir yerde yürüyerek dolaşmak enteresan bir duygu.



Gezerken yine yerli turistten ziyade yabancı turiste rastlayıp üzüldüm... "Burnumuzun dibinde ne değerler var ama kıymeti bilinmiyor. Halbuki elin turisti minnacık çocuğunu da kapmış gelmiş!" [Son iki cümle annemin cümleleri tahmin edersiniz ki :) ]



6 yorum:

Kulisteki İnsan dedi ki...

Francesca yine gezmiş, görmüş, paylaşmışsın :) Daha öncede senin bir blog yazına tarihi eserlerin nasıl korunmadığı konusunda yorum yapmıştım (Marmaris Amos Antik Kenti). Yorumum çok farklı olmayacak yine...
Cips paketleri ve kola kutuları tarihi eserlerin çevresinde keyif yapıyor. Biraz mecaz bir yaklaşımla, kapitalist sistemin tüketim aygıtları tarihin gölgesinde...
Geçenlerde duyduğum bir olayı paylaşayım senin sayende. Niğde de otoyol çalışması yapılıyor şu an... Duble yol dedikleri türden... Ve yolun geçeceği güzergahta antik bir kentin kalıntıları var. Ve geçenlerde bu kalıntıların kazı çalışmasında görev alan arkeologların çabası ile otoyolun güzergahı değiştiriliyor. Bu arada işin ilginç olan kısmı, ne arkeologların otoyol çalışmasından haberi var, ne de otoyol çalışması yapanların antik kent kazı çalışmasından haberi var. Burası böyle bir ülke... Herşey gidince, bitince kıymetli oluyor. Ya da kıymetliymiş gibi davranılıp göz boyanıyor...
Görsel anlamda da güzel olan paylaşımın için teşekkürler :)

francesca mckennitt dedi ki...

Kulisteki İnsan; ben de upuzuun yorumun ve paylaşımın için teşekkür ederim :)) Doğrudur, bir antik kentin ortaya çıkarılıp ardından baraj için tekrar gömüldüğü sevgili ülkemde bunlar normal şeyler... Ben 3-4 sene önce tv'de tesadüfen bir kazıdan görüntülere rastlamıştım. Alman bir tarih öğrencisi ile arkeoloji öğrencisi arkadaşları hep beraber çalışıyorlardı. Erasmusla gelmişler, diyorlar ki böyle tarihi zenginliğe sahip olan başka bir ülke yok ve ülkede yaşayanlar bunu nasıl görmüyor anlayamıyoruz. İçimden biz de anlayamıyoruz dedim...

tansumut dedi ki...

Bende bu yaz ordaydım :) ve bu postu görünce de hemen atladım ve açtım. Öncelikle ben de gezerken senin gibi garip oldum. Hele taşlar üstündeki çizili kazınmış yazıları gördükçe daha da garip oluyor insan. Apollon Tapınağı ve hatta Milet müzesi insanı nasıl da geçmişe götürüyor değil mi?
Tek bir şey söylemek istiyorum biz Didim'den gittik Milet'e. Ve bu pek de kolay olmadı sabah bir tek minibüs sadece Akköy'e gidiyor. Akköy'den Milet'e otobüs,minibüs hiçbir şey yok. Sağolsun giderken minibüs şöforü götürdü ama geri dönüş için 20 tl istedi bizden ( 5 km yer için) Bizde istemedik otostop derken müze müdür yardımcısı bize acıdı ve Akköy'e kadar götürdü. Bilmiyorum sen nasıl gittin ama biz çok zorlandık. Senin gibi 3-4 saatte dolaşamadık çünkü çok sıcaktı gittiğimizde. ÖYle böyle iyi ki gitmişiz ve bir daha gitmek istiyorum.

francesca mckennitt dedi ki...

Evet, insan hakikaten bir tuhaf oluyor:) Ben tarihi her yerde bunu hissediyorum, binlerce sene önce insanların burada yaşadığını, aşık olduğunu, bir şeyler icat etmeye çabaladığını düşündükçe heyecanlanıyorum :) Yaşadıklarınızı tahmin edebiliyorum, Didim'de ulaşımın ne kadar sıkıntılı olduğunu bilirim. O yüzden arabayla gitmiştim ben. Hatta o kadar gitmişken Priene'e de gitmek istedim ama akşam olmuştu, korktum açıkçası. Kimbilir, belki bir gün denk gelir oraya da gidebilirim :)

Mr.E dedi ki...

Bir nebze olsun sıkıntımı giderdi bu yazı :D Sen gezip yazmayınca nedense bana dert oluyor ama olmuş bu yazı olmuş :)

Bir de mim yaptım taze taze bir ara beklerim ;)

francesca mckennitt dedi ki...

:)) Umarım bu sene blogu daha fazla aksatmam zira 9 ders + bitirme tezi almanın dayanılmaz ağırlığı var üstümde... AzZz sonra mimi yapıyorum :)