18 Mart 2011 Cuma

Hiç Çanakkale'ye gittiniz mi?

Abideler'e gidip de gözleri dolu dolu olmayan bir kişi tanımıyorum ben. O ölüm çukurlarında, canını hiçe sayan insanları hissetmemek olanaksız. Düşünceleri geçmişe döndüren o sessizliği bozan tek şey rüzgarın uğultusu. Bunu açıklayacak tek şey var. Ölüm kokusu, ölüm sesi.

Hep söylüyorum, babaannem Çanakkale'li. Gelibolu. Evimizin etrafı, dolaştığımız her yerde aslında binlerce ceset yatıyor. Oranın insanları, şehitlere inanılmaz saygı duyarlar. Çünkü onlarla, ruhlarıyla burun buruna yaşarlar.

Mesele 18 martta facebook profillerine, iletillerine bayraklar koyup, google'dan bulunan sözleri yazıp, sonuna da "..." koymak değil. Mesele yaşamını bir ideale göre şekillendirmek. Çalışmak, öğrenmek, tutunmak bir şekilde. Dünyanın her akşam televizyonda yayınlanan dizilerden, Kuruçeşme'deki gece kulüplerine girmeyi başarmaktan daha ötesinde bir şey olduğunu bilmek. Mesele, insan gibi yaşamak. Din, dil, ırk ayrımı yapmamak, yapanları uyarabilmek; düşüncelerini açıklayabilmek. Düşüncelerini açıklayabilecek kadar Türkçe konuşabilmek! Evet, bugün maksimum iki yüz kelime ile konuşan, anadiliyle derdini anlatamayan insanlarla aynı ülkede yaşıyoruz. İşte bu yüzden, mesele; bir gün herkes yüksek seviyeye çıkana kadar sabredebilmek. Sabretmek ve çabalamak.

Belki o zaman şehitlerimiz için ağlamanın ötesine geçebiliriz. Yaşamlarının bedeli ancak böyle karşılanır.

25 yorum:

Mr.E dedi ki...

Nereye imza atıyoruz? :)

crazywomenrosemary dedi ki...

Ne diyebilirim ki harika yazmışsın tamda içimi acıtan konuları ele almışsın..

Ah Francesca bu duyarlılığın beni ne denli mutlu ediyor bir bilsen..SEN ler daha çok olmalı,daha çok okumalı donanıma sahip olmalı..bu günlerde tüm bunlara bu duyarlılıklara o kadar gereksinim varki
sen hep yaz! seni izlemekten büyük keyif alıyorum..:))

Profösör dedi ki...

Çok güzel bir paylaşım. Bir milletin varlığı mefkuresiyle eşdeğerdir.

Rory dedi ki...

Gezip dolasmadim ama feribottan indim ve arabayla yola devam ettim:D.
heheyt:p

Şirvan dedi ki...

Ağlamayı bile beceremeyenleri tanıyorum. Çanakkale Şehitliğine gidip saçma sapan pozlarla fotoğraf çektirenleri de gördüm. O yüzden de diyorum ki; vah gidene!

francesca mckennitt dedi ki...

Mr.E; Sağ tarafa, 2 tane lütfen hihi. Nerelerdesin sen :)

francesca mckennitt dedi ki...

rosemary; İnan bana, benim için de yorumlarını okumak, paylaştığın şarkıları dinlemek bir o kadar keyifli :) Çok teşekkür ederim tüm yazdıkların için :) Duyarlılığa gereksinimimiz olduğu doğru, ama bu duyarlığı facebooktan anlatmak değil canlı canlı yaşamak gerek, değil mi :)

francesca mckennitt dedi ki...

Profesör; Aslında ideallere ulusal olarak değil de, kişisel olarak dahi sahip olunsa, gelişim için yeterli. Oysa onu bile beceremiyor çoğu insan. Teşekkürler :)

francesca mckennitt dedi ki...

Rory; Bir daha geldiğinde gezdireyim seni heheyt :)

francesca mckennitt dedi ki...

Şirvan; Ben iyi ki tanımıyorum onları :) Gerçi tanıyıp tanımam bir şeyi değiştirmiyor, varlar sonuçta ama ne bileyim. Onların ideali de "itgirl" olmak herhalde, peh peh.

Mr.E dedi ki...

Buralardayım ama dns ayarlarını değiştirmeme rağmen bir var iki yok durumundayım, ama buradayım yani :)

Mai. dedi ki...

buket Uzuner'in bir kitabı vardı,Gelibolu.Anzak askerlerinin ilk geldiklerinde vadideki şekli sfenkse benzetmelerini yazıyordu.İşte onu gördükten sonra o soğuğu içime çektikten sonra o ruhu anlayabildim.
Kitabı öneririm..

Zeugma dedi ki...

Öyle güzel yazmışsın ki..
Eline yüreğine sağlık...

Şükranla minnetle anıyoruz tüm şehitlerimizi...
Nur içinde yatsınlar...

francesca mckennitt dedi ki...

Mr.E; Bende de bir açılıyor bir açılmıyor, açıldığında da sitenin saçmasapan yerlerinde çıkıyor o yazı. Mesela bazen "yeni kayıt" yazan kısmın orada yazıyor, o zaman yazı yazamıyorum :)))

francesca mckennitt dedi ki...

Mai; Evet okumuştum ben de, gerçekten etkileyiciydi. Özellikle mektuplar. Evet o soğuk, rüzgar, sessizlik. Ürpertici. Her gidişimde bir garip oluyorum.

francesca mckennitt dedi ki...

Zeugma; Teşekkür ederim. Rahat olamadıkları kesin mezarlarında ama.. (Bir de, yorumundan 3-4 tane geldi, yorum butonunda bir sorun var sanırım?)

Zeugma dedi ki...

Hmm, evet. Zor gidiyor blogundan yorumlar.''Yorumunuz kaydedildi'' ibaresini göremedim yukarıda bir türlü. Tekrar tekrar ''gönder'' yaptım..
Demek ki hepsi gitmiş..
Bunu öğrendiğim iyi oldu. Sağol francesca :)

francesca mckennitt dedi ki...

:)
Rica ederim de, şu bloglarımız bir türlü düzelemedi gitti. Böyle olunca vallahi içimden gelmiyordu yazmak. Sonra inat ettim, yazmaya başladım ben de, digiturk'e inat :))

mergiz dedi ki...

tüylerim diken diken olmuştu. çok güçlüydü hissettiklerim çanakkale'yi görünce..

francesca mckennitt dedi ki...

Olmaması zor zaten, olmayanlar da varmış gerçi. Tuhaf.

]-[erbiRenk dedi ki...

Dönemin Başbakanı Turgut Özal zamanında gerçekleşmiş bir olay şöyle anlatılır:

Japon eğitim uzmanları gelmiş ve ülkemizin eğitim sistemini incelemiş, Özal'ın bürokratlarının da hazır bulunduğu bir ortamda raporlarını sunmuş ve sonuç olarak şunu söylemişlerdi:

"Sizin eğitim sisteminizde milli ruh yok!"

Turgut Özal'ın "Nasıl?" sorusu üzerine şunu anlatmışlardı:

"Biz Japonya'da okula başlayacak çocuklarımıza milli ruh şoklaması yaparız. Onları önce toplu halde hızlı trenlere bindirir, dev fabrikalarımızı, teknoloji merkezlerimizi gezdirir ülkemizin gücünü gösteririz. Sonra da bu yavrularımızı alır Hiroşima ve Nagazagi'ye götürür, orada atom bombası atılan ve yıllardır ot dahi bitmeyen alanları gösterir deriz ki: Eğer siz çalışmaz, bilinçlenmez ve az önce gördüğünüz teknolojiye sahip olmak için çalışmazsanız sonunuz böyle olur."

Bürokratlardan biri atılır: "Ama bizim Hiroşima'mız yok ki!"

Japon uzmanın cevabı tokat gibidir: "Sizin Çanakkale'niz on Hiroşima eder!"...

böyle bişey okumuştum, paylaşmak istedim.

Ayrı Yazılan De dedi ki...

çok uzun zaman oldu gideli. yarın tekrar gidecektim yattı o iş. aklımda sadece tozları kalmış çanakkale'nin.
dil konusundaki tespitlerinde çok haklısın bu arada. ben de en çok türkçesi olan kelimeleri ingilizce olarak kullananlara uyuzum.

francesca mckennitt dedi ki...

Herbirenk; Evet okumuştum bunu. Teşekkür ederim, üşenmeden yazmışsın :) Ancak tam tersi, bizde bu bilinç geliştirilmiyor, yok edilmeye çalışıyor. Bak ben neye karşıyım, her şeyde böyle olayı "vatan millet sakarya" boyutuna getirmemek lazım. Bana kalsa, keşke sınırlar olmasa dünyada derim. Ne yazık ki var ve insanlar bu sınırlar uğruna ölüyorlar.. Bu ruhlara saygı duymak lazım.

francesca mckennitt dedi ki...

Ayrı Yazılan De; Hem o var, Türkçeyi halletmişler gibi bir de İngilizce bildiğini göstermeye çalışan kesim var. Bir de, ciddi anlamda konuşamayanlar var, iki kelimeyi bir araya getiremeyenler. İkisi de birbirinden beter. Umarım kısa zamanda yeniden ziyaret edersin :)

huyumkurusun dedi ki...

Çanakkaleye 2 defa gittim biri öğretmenliğimin ilk yılında kendi öğrencilerimi değil ama ikinci kademedeki öğrencilerin başında görevli olarak gitmiştim.O gezi benim için çok çarpıcıydı.Beni etkiledi etkilemesinede çocuklardaki boşluğu görünce çok şaşırmıştım.Bu boşluk bilgisizlikten geliyordu.Maalesef ki Türkçe, sosyal bilgiler öğretmenleride ordaydılar fakat bu konuda bişey yapmak şöyle dursun çokda farkında değillermiş yada umursamıyorlarmış gibiydi çocukların bu durumunu.Biz o topraklardan geçerken müzik dinleyen bağıran çağıran şaklabanlıklar yapmayı hadi es geçelim.Anzak askerleriyle ilgili hiç mi bir şey öğretilmemişti bu çocuklara düşman askeri diyerek anıt mezarların üstünden atlayışları hala gözümün önünde. Durun desem ne fayda ki dedim ama çok üzüldüm.Rehber de çok fazla bu konuda duyarlı biri olmayınca çocuklar o ruhu tamda hissedemedi maalesef.O gezi benim için bu konuda ayrı bir çarpıcıydı.O geziden sonra kendi öğrencilerime bu konuyu daha iyi anlatmaya karar verdim.Küçüklerdi evet ama bilmeleri gerekiyordu.İlerde onlarıda böyle görüp içimin bi yerlerinde bu sızıyı hissetmek istemedim.Bu çocukların suçu değil sadece birazda biz eğitimcilere görev düşüyor.Bunu iyi anlamak anlatmak lazım.Hoş benim öğretmenlerim tam olarak anlatmışlar mıydı bu konuyu hayır ama en azından kitaplardan vs okudum öğrendim şimdi ise paylaşma, anlatma ,öğretme zamanı...