24 Nisan 2010 Cumartesi

Küçük göstermenin avantajları

Minyon bir insansan senden küçük kardeşinle bir yere gittiğinde kimse "abla" olduğuna inanmaz. Genelde böyle durumlarda sinirlensen de, kardeşin okulunun düzenlediği İstanbul gezisine bir liseliymiş gibi katılabilir, kimsenin de dikkatini çekmezsin hehe :))



Sabah 08:30'da Dolmabahçe Sarayı'nda olduğuma göre düşünün kaçta kalktım da geldim...


Herkes montlarlayken ben elbiseyle dolaşınca hava biraz ısınınca direk güneşlenmeye başlayan turistler gibi hissettim kendimi. Ben ki bıkmışım o ağır botları giymekten, kardan kıştan. Her yerde çiçekleri görünce bayılıyorum.



Nihayet görüntüleyebildiğim tavuskuşu.



Çırağan Sarayı'nda Ergin İnan'ın sergisine gittik. Eserlerin güzelliğine mi sarayın güzelliğine mi hayran kalayım bilemedim.



Ortaköy'e gittik sonra. Benim gibi kumpir canavarı bir insanın orada güzelim boğaza karşı kumpir yemesini beklenir değil mi? Yok işte, orada yiyemedim niyeyse. Okulda haftada 3 gün kumpir yediğim için sanırım bünyem artık başka bir yerde yemeyi kabul etmiyor...



Bir "İstanbul'da 17 derecenin üstüne çıkan hava" klasiği olarak sahilde piknik yapan ailelerimiz her zamanki yerlerindelerdi; Ortaköy'den Mecidiyeköy'e gitmemiz 1.5 saat aldığı için bol bol gördüm :)



Eveeeet bir 23 nisan klasiği! Alışveriş merkezinde yapılan çocuk etkinlikleri sonucu her yerin bücür kaynaması, yürürken bacaklarına çarpan veletler, peşinden koşturan anneler ve ne yapacağını şaşıran insanlar :D



Ayrıca son derece dandik gözüken bu tren benim gibi tırsaklarda ters etki yaratabiliyor. Şanssız olduğumdan kesin düşeriz falan diye düşünüyordum ama sağ salim indim neyse ki.

Ve aynı ekiple tiyatroya da gittik akşam. Onu başka bir yazıda anlatacağım çünkü söyleyeceğim çok şey var o konuda. Gezmekten pek haz etmeyen kardeşimi bütün gün fıldır fıldır gördüm ya artık ölsem de gam yemem ayrıca haha.

2 yorum:

Modafobik dedi ki...

Oh gez babam gez (:

francesca mckennitt dedi ki...

Onu bir de ayaklarıma sor :)